meme kisti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meme kisti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kistler ileride sorun çıkarır mı-Derin KÖSEBAY

1.5 yıldır evliyim, 26 yaşındayım. Adet düzensizliği yaşıyorum (Bekarken de yaşardım). 1.5 veya 2 ayda bir adet görüyorum. Doktor kontrollerimi aksatmıyorum. 3 ay önce korunmayı (prezervatif) bıraktık. Bebek istiyoruz. Geçenlerde tekrar kontrole gittiğimde yapılan testlerde rahmin ve hormonların temiz olduğu, fakat sağ yumurtalığımda 3-4 tane çok ufak kist olduğu söylendi. Doktor bunun düzensizlikten kaynaklandığını ve bebek olmasına engel olmadığını söyledi. Fakat herhangi bir tedavi uygulamadı. Bu kistler herhangi bir sorun çıkanr mı? İleride cerrahi müdahale ile alınırsa hiç doğum yapmamış olduğum için hamile kalma şansım olur mu?

Cevap: Korunmayı bırakalı daha 3 ay olmuş. Bu süre gebe kalamıyorum diyebilmek için çok erken en az 5-6 ay daha bekleyin. Hâlâ olmuyorsa o zaman tedavi için doktorunuza tekrar başvurun. Yumurtalığınızda olan ufak kistlerin ne olduğunu bu kadar kısa bir tarif ile değerlendirmeye çalışmam olanaksız. Fakat sizi kontrol eden doktor bunları önemli bulmadığına göre şimdilik üzerinde durmanıza bence gerek yok. Sevgiler.

KİSTİ ALDIRMADAN KURTULAMAZMIYIM-Derin KÖSEBAY

Kisti aldırmadan kurtulamaz mıyım?

29 yaşındayım, 3 yıl once büyük bir sancıyla ilk kist oluştu. Bu daha sonraki yıllarda 8 kez tekrarladı ama her seferinde daha az sancı yapıyor. Bu kist neden oluşuyor? Bazı doktorlar aldırmadan kurtulamayacağımı, sürekli tekrarlayacağını söylüyor. Eğer ameliyat olursam sonuçları ne olur?

Devamlı kist oluşması diye bir hastalık olduğunu sanmıyorum. Yumurtalığın fonksiyon bozukluklarında zaman zaman yumurtlama için gelişmeye başlayan bir folikül belirli bir büyüklüğe gelince yırtılması gerekirken yumurtlama olmaz ve gelişimine devam eder. Bu şekilde meydana gelen kistler hiç tedavi edilmeseler bile birkaç ay sonra kendiliğinden küçülür ve sorun biter. Fakat bu durum 2-3 ayda bir tekrarlıyorsa, tedavi edilmesi gereken bir durum var demektir. Doğum kontrol hapları bu tip rahatsızlıkların ortaya çıkmasını engeller. Yumurtalıktaki fonksiyonların düzelmesini sağlar ve bu tip kistler oluşmaz... Sizin çok kısa özetlediğiniz durumdan benim anladığım şey bu... Aslında en doğru yol bunu doktorunuzla konuşmanızdır. Sevgiler.

MEMELER KONTROL EDİLMELİ-Derin KÖSEBAY

Acaba tedavim doğru mu?
24 yaşındayım, 2.5 senelik evliyim. Bir yıl doğum kontrol hapı kullandım. Son 1.5 senedir de korunmuyoruz. Ama gebe kalamıyorum. Adetlerim son 8 aydır düzensizdi. Doktora gittim. Memelerimi sıktı, uçlarından bir miktar berrak bir sıvı geldi. “Bu durum çocuğunuzu olmasını engelleyebilir” dedi.
Memeler Kontrol Edilmeli
Herhangi bir test uygulamadan Parlodel verdi ve adetimin 5’nci günü Klomen almamı söyledi. Son iki aydır bu tedavinin yanında yumurta çatlatmak için iğne yaptı. Bu ay üçüncüyü yapacak. Sizce doğru yolda mıyım? 3 ay oldu ama gebelik hâlâ yok.

CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Jinekolojik muayenin bir parçası da memelerin muayenesidir. Burada memede ele gelecek bir kitlenin araştırılması yanında (Meme kanserinin erken teşhisi için her kadın doğum uzmanı memeleri muayene etmelidir), meme ucundan süt veya benzer bir akıntının olup olmadığının araştırılmasıdır. (Bu akıntının olmasına Galaktore denir ve prolaktin hormonunun yüksekliğinin bir göstergesidir). Burada yapılması gereken hormonlarınızın ölçülmesidir. Eğer prolaktin miktarı yüksekse aldığınız ilaç doğru bir tedavidir. Bundan sonra yumurtlamanın olup olmadığı araştırılmalı (Ultrasonla). Eğer yumurtlama yoksa onun tedavisi için çeşitli ilaçlar kullanılabilir (Bu tedavilerden biri de size uygulanandır). Gebelik hâlâ olmuyorsa... Belki kanallarda bir sorun var? Rahim filmi çekilip kanalların açık olduğunun görülmesi gerekiyor. Eşinizin muayenesinden hiç söz etmemişsiniz. Acaba onun bir sorunu var mı? Sperm sayısı yeterli mi? Sevgiler.

Bir daha çocuk doğurabilir miyim?
34 yaşındayım ve 2 çocuğum var. Bende 3 santim büyüklüğünde myom bulunuyor. Adetlerim çok ve parça parça geliyor. İkinci çocuğumu doğurduğumda bir ameliyatla eşim alındı. Bir daha çocuk yapabilir miyim? Myomu aldırmalı mıyım? Aldırmadan doğum yapabilir miyim? “Altın çağ 35” diyorlar ve eşim bir çocuk daha istiyor. Ne yapmalıyım?

CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Sorunuzda “Doğumda eşim (Plasenta) yapışıktı ameliyatla aldılar” demek istiyorsanız nasıl bir ameliyat bunu bilmek gerekiyor. Myomun alınması konusuna gelice; adetlerin aşırı kanamalı geçtiğini söylüyorsunuz. Eğer bu durum bir hormonal bozukluktan kaynaklanmıyorsa veya hormonal tedavi ile düzeltilebilecek düzeyde ise ameliyata gerek olmayabilir (Bunu yapılacak ultrason muayenesinde değerlendirmek gerekiyor). Aksi halde ameliyat olmanız gerekiyor.

Meme Kanseri Hakkında Bilinen Doğrular ve Yanlışlar

Türkiye’de her 11-12 kadından birinde görülen meme kanseri, kadınların ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alıyor.Toplumda son yıllarda meme kanserine verilen önemin daha da arttığını, bunda sosyal bilinçlendirme kampanyalarının büyük önem taşıdığını ifade eden Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Kliniği’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Gazioğlu, ancak kendilerine başvuran hastalarda hala bazı yaygın yanlışlara rastladıklarını belirtti.

Prof. Dr. Ertuğrul Gazioğlu toplum arasında yaygın olan 10 yanlış noktayı belirterek doğru bilgileri aktardı:

1. Bıçak (neşter) değerse kanser kötüleşmez.
Hastada mamografi ya da ultrason yöntemiyle büyük olasılıkla meme kanseri olduğunu tespit ettiğimizde, tümörün hemen ameliyatla alınması gerektiğini ve arkasından diğer tedavilere başlamamız gerektiğini söylüyoruz. Ancak bu durumla karşılaşan birçok hasta “Kansere neşter değerse daha kötü olmaz mı?” tepkisini veriyor. Bu çok yaygın; fakat çok yanlış bir tepki. Çünkü meme kanseri erken dönemde yakalanırsa hastalarda tam tedavi sağlama şansımız var. Bu tedavide de en önemli payı cerrahi müdahale alıyor; yani tümörün ameliyatla vücuttan uzaklaştırılması. Diğerler yöntemler ise yardımcı tedavilerdir. Gerekli olan vakalarda kemoterapi ve radyoterapi de büyük önem taşıyor. Ama cerrahi yapılmazsa diğer tedavilerin pek anlamı yok.

2. Ailenin geçmişinde meme kanseri varsa, hekime başvurmak için tümör oluşmasını beklememek gerekiyor.
50 yaşına gelmiş ve örneğin hem halasında hem babaannesinde meme kanseri olan bir hasta “Şimdi elime bir sertlik geliyor ve daha önce de bu konuyla ilgili hiç doktora gitmedim” diyerek hekime başvurabiliyor. Bu çok büyük bir hata. Meme kanserinde genetik miras büyük önem taşıyor. Özellikle birinci derece yakınlarda meme kanseri olması çok risk arttırıcı bir durumdur. Ailesinde meme kanserli akrabaları olan kadınların diğer kadınlara göre daha erken yaşlardan başlayarak ve daha sık aralıklarla meme kontrollerine gitmeleri gerekir.

3. Ailenin erkeklerinin de meme kanseri geçmişi hesaba katılmalı.
Hastalara ailelerinde daha önce meme kanserine rastlanıp rastlanmadığını soruyoruz. Ancak birçok hasta sadece ailenin kadın üyelerini hesaba katıyor. Hatta bazıları sırf anne tarafı akrabalarını gözden geçiriyor. Halbuki meme kanserinin genetik riskini ailenin anne ve baba tarafı eşit oranda artırıyor. Yani hastanın halasında meme kanseri olmasıyla teyzesinde olması aynı değerdedir.

4. Meme kanseri ameliyatlarında memenin tamamının alınması gerekmiyor.
Modern cerrahide artık meme kanseri ameliyatlarının çoğunda memenin tamamının alınması gerekmiyor. Ülkemizde bazı üniversite hastanelerinde, “Parsiyel Mastektomi” denilen, yani memenin sadece tümörlü bölümünün alınması işleminin tarihi neredeyse 30 yıla dayanıyor. Bu yaklaşım günümüzde gelişmiş tıp merkezlerinde standart tedavi olarak uygulanıyor. Tabii ki hala meme kanserinde memenin tamamının alınmasını gerektiren durumlar da var. Ancak hastaların dörtte üçünde memenin sadece tümörlü kısmı alınarak, ameliyatlar kozmetik bir kusur yaratılmadan gerçekleştirilebiliyor.

5. Her meme kanseri hastasında lenf bezlerinin tamamı alınmıyor.
8-10 sene öncesine kadar bir kadının bir memesinde kanser tespit edildiği zaman ameliyat sırasında o memenin bulunduğu taraftaki koltukaltı lenf bezlerinin de temizlenmesi gerekiyordu. Ancak hastaların yaklaşık yarısında, patolojik inceleme sonunda, çıkarılan lenf bezlerinin hiç birinin kanser tarafından tutulmamış olduğu anlaşılıyordu. Bir başka ifadeyle, bu hastalarda boşuna koltukaltı lenf bezleri çıkarılmış oluyordu. Oysa günümüzde “Sentinel Lenf Nodülü Biyopsisi” adını verdiğimiz bir yöntemle, boya veya radyoizotopla işaretlemek suretiyle koltukaltı lenf bezlerinden örnekleme yapılıyor. Örnekleme yapılan 1-2 lenf bezinde tümör hücresi yoksa diğer lenfleri çıkarılmıyor. Bu yöntem sayesinde, koltukaltında tutulma olmayan hastalar gereksiz bir işlemden korunmuş oluyor. Böylece meme kanseri hastaları, korkulu rüyaları olan kol şişmesi, kolda güç ve his kaybı gibi komplikasyonlardan kurtulmuş oluyorlar. Kanserin koltukaltına da atladığının belirlendiği hastalarda ise koltukaltı lenf bezlerini temizlemek gerekiyor.

6. Genetik test herkese uygulanmıyor.
• Ailesinde erkek akrabaları dahil iki veya daha fazla birinci derecede akraba kişide meme kanseri görülmüş olanlar,
• İki kişiden fazla birinci derecede akrabasında meme kanseri ve yumurtalık kanseri olanlar,
• Ailesinde genç yaşta (menopoz öncesi) meme kanseri ya da yumurtalık kanseri hastaları olanlar
• Ailesinde 2 memesinde birden meme kanserine yakalanmış birinci dercede akrabaları olanlar
meme kanseri için genetik risk altında kabul edilirler.
Bu tür hastalar için kullanılan BRCA1 ve BRCA2 adı verilen meme kanseri genetik testleri öneriliyor. Bu testlerin biri ya da ikisinin pozitif çıkması bu hastaların hayatlarının bir döneminde yüzde 85’lere varan oranlarda meme kanserine yakalanacaklarına işaret ediyor. Bu kişilerde yumurtalık kanserine yakalanma oranı da % 40 gibi yüksek düzeylerdedir. Ancak bunlar sadece küçük bir grup hastaya uygulanabilecek testler. Yani bir hastanın gen testi adayı olabilmesi için genetik risk grubuna gerçekten dahil olması gerekiyor. Oysa, böyle bir testin varlığını çeşitli yollardan öğrenen birçok kadın bu testi yaptırmak için hekimlere başvuruyor. Ancak bu test hem pahalı bir testtir hem de testin sonuçları ile her hasta başa çıkamayabilir. Çünkü bu test pozitif çıkarsa seçeneklerden bir tanesi iki meme dokusunun da daha kanser çıkmadan alınıp yerine protez konulması. Bir diğer yöntem ise koruyucu ilaçlar verilmesi ve hastanın yakından izlemesi. Bunlar yerine getirilmeyecekse testin yapılmasının bir anlamı olmayacaktır. Özetle, hastanın bu testleri yaptırmadan önce psikolojik olarak olası sonuçlarına ve gereğini yapmaya hazır olması gerekir.

7. Meme kanseri erkeklerde daha ölümcül değildir.
Her ne kadar yaygın bilinçlendirme çalışmaları yapılsa da, toplumda erkeklerde meme kanseri görülmediğine dair yaygın bir kanı var. Bu yüzden erkekler memelerinde ellerine bir sertlik, kitle geldiğinde veya bir yara oluştuğunda akıllarına meme kanserini hiç getirmiyorlar ve uzun süre hekime başvurmuyorlar. Geciktikçe hastalık ilerliyor, artık doktora gitmek kaçınılmaz hale geldiğinde de zaten kanser vücuda yayılmış oluyor; tedavide başarı ihtimali çok düşüyor. Bu durum sanki erkeklerde meme kanserinin kadınlarda olduğundan çok daha öldürücü olduğu gibi bir izlenim oluşturuyor. Oysa ki erkekteki meme kanserinin tıbbi olarak daha kötü seyrettiğine dair bilimsel bir bilgi bulunmuyor. Erkeklerdeki meme kanseri biyolojik olarak farklı bir tümör değildir ve erken teşhis edildiğinde erkeklerde de tam iyileşme sağlanabilir.

8. Meme kanseri ve yumurtalık kanserinin ortak noktaları bulunuyor.
Hem yumurtalık kanserinde hem de meme kanserinde kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen etkileri var. Genetik olarak bir hastanın ailesinde meme kanserli hasta sayısı fazla olduğunda meme kanser riski arttığı gibi, aynı şekilde ailede yumurtalık kanserli hastanın çok olması da hem yumurtalık hem de meme kanserine yakalanma riskini artırıyor. Yine BRCA1 ve BRCA2 testi pozitif ise yüzde 40 ihtimalle yumurtalık kanseri olma riski vardır. Bu sebeple BRCA1 veya BRCA2 pozitif çıkan hastalarda meme dokusunun hasta olmadan önce alınması ve bazı hastalarda buna ek olarak yumurtalıkların da çıkarılması önerilir.

9. Bilinen risk etkenlerine sahip olmayan kadınlar da meme kanserine yakalanabilirler.
Bazı istatistiki çalışmalara göre:
• Hiç çocuk sahibi olmamışlara oranla, çocuk doğurmuş olanlarda meme kanseri riski daha düşüktür.
• Genç yaşta doğum yapmışlara oranla, ilerleyen yaşlarda doğum yapmışlarda meme kanseri riski daha yüksektir.
• Emzirenlerde emzirmeyenlere oranla meme kanseri riski daha azdır.
Ancak bu etkenler meme kanseri riskini küçük oranlarda değiştirirler. Meme kanserine yakalanan hastaların üçte ikisi bilinen meme kanseri risklerini taşımayan kadınlardır. Bilinen risk faktörlerinin kendilerinde olmadığını düşünerek meme muayenelerini ve mamografilerini aksatan kadınlar daha büyük risk altındadırlar. Hiçbir risk faktörü taşımasalar da bütün kadınların 40 yaşından başlamak üzere yılda bir kez bir genel cerraha muayene olmaları ve tarama mamografi çektirmeleri şarttır.

10. Kanserin tedavisi kadar memenin estetiği de büyük önem taşıyor.
Meme kanseri ameliyatlarında her ne kadar memenin bir parçası alınsa da kalan dokunun mutlaka kozmetik olarak kabul edilebilir bir düzeyde olmasına gayret ediyoruz. Bütün meme ameliyatlarında dokuda bir çökme, estetik bozukluk olmaması mutlaka onarım yapıyoruz. Bazen, tümörün çıkarılmasından çok onarmak için vakit harcanıyor. Ancak bazı işlemlerde plastik cerrahi uzmanı meslektaşlarımızın işbirliği gerekiyor. Örneğin, cildin korunarak meme dokusunun tamamının çıkarılıp yerine protez konulan vakalarda plastik cerrahlarla birlikte çalışılıyor.

Memesinin tamamı önceden alınmış hastalarda yeni meme oluşturulması da mümkün. Yeni meme ya “implant” denilen protezlerle oluşturuluyor ya da hastanın kendi dokularıyla yani karındaki ya da sırttaki bazı dokuların kullanılmasıyla gerçekleştiriliyor. Burada temel amaç, hastanın meme kanserinden dolayı bir ameliyat geçirdiğinde bir uzuv kaybına, yani meme gibi kadının cinsel kimliğini de oluşturan çok önemli bir organı kaybetmemesidir. Her ne kadar kadınların birçoğu meme kanseri ile ilk karşılaştıklarında korku ve panik ile “Hiç önemli değil, kanser varsa mememi alın gitsin” şeklinde bir tavır sergileseler de, meme kaybı çok önemli, kalıcı ruhsal sorunlara, beden algılamasıyla ilgili depresyonlara neden oluyor. Bazı hastalar geleneksel görüşler sebebiyle sıkıntılarını saklıyor, belli etmemeye çalışıyorlar. Ama memenin bir kadın için ne kadar önemli bir organ olduğu biliniyor. Vücuttaki esas işlevi bebeği beslemek olan meme, kadının beden algılamasında ve cinsel yaşamında çok önemli bir yere sahip ve kolay vazgeçilmemesi gereken bir organ. Hastanın memesini korumak için elden gelen bütün gayreti gösterilmeli; fakat en büyük önceliğin hastayı kanserden kurtarmak olduğu unutulmadan, estetik kaygılarla hastanın hayatı da tehlikeye atılmamalıdır.

MEME KİSTİ-FİBROKİST-FİBROADENOM İÇİN İBRAHİM SARÇOĞLUDAN BROKOLİ KÜRÜ

meme kisti


Hemen hemen her iki kadından birinin göğsünde Fibroadenom (Fibrokist)Brokoli Kürü oluşabilmektedir. Bu fibrokistlere karşı 21 günlük mükemmel bir tamamlayıcı tedavi yöntemidir.

Hazırlanışı: Kaynamakta olan yarım litre suya 200 gr taze brokoliyi atın ve 5 dakika haşlayın. 5 dakika tamamlanınca ocaktan indirinve ılıdığında süzünüz.

Uygulama: Elde edilen brokoli suyunun yarısını sabah diğer yarısını da öğle yemeğinden 20 dakika önce için. Haşlanmış brokoli parçalarını tüketmenize gerek yoktur.

Göğüs ağrılarınızın ve fibrokistlerin yavaş yavaş yok olduğunu görebilirsiniz. Ancak Brokoli kürü uyguluyorum diye kesinlikle hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz. Gerekirse 21 günlük bu kürü bir hafta aradan sonra tekrarlayabilirsiniz.

Dikkat 1: Hormonlu ve transgen tohumdan elde edilen brokoliyi bu amaçla kullanmayınız. Satın alacağınız brokolinin taze ve diri olmasına dikkat ediniz. Sararmış olan brokoliyi satın almayınız. İhtiyacınız olan yirmibir günlük brokoliyi 200-250 gramlık porsiyonlar halinde derin dondurunuzda saklayabilirsiniz.

Derin dondurucuda sakladığınız brokoli altı ay boyunca etkin özelliğinden hiçbir şey kaybetmez. Kürü uygulayacağınız yirmibir gün boyunca uzun ara vermemeniz gerekir. Bu nedenle ihtiyacınız olan yirmibir günlük brokoli miktarını stoklamanızı öneririm.

Dikkat 2: Bu kürü uygularken, kahve, çikolata, ceviz (tazesi veya kurusu), portakal ve portakal suyu, taze beyaz üzüm tüketilmemelidir.

Dikkat-3: Göğüste teşhis edilen Fibroadenom "solid kitle" olarak tanımlanmış ise, brokoli kürü göğüste bulunan solid-kitle üzerinde etkili değildir. Göğüsteki fibrokistlere karşı etkilidir. Yani, kist olarak tanımlanmış olması gerekir.

Eğer, hekiminiz göğüsteki fibroadenom'u kist veya kistik yapı olarak tanımlamış ise, bu taktirde brokoli kürünü uygulayabilirsiniz.

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu