|
SAFRA KESESİ-KARACİĞER TEMİZLEME |
|
AHMET MARANKİ |
|
ENDER SARAÇ |
Son Yorumlar
KARIŞIK BAŞKA KATEGORİLER
Tansiyon Hastalarına Sıcak Uyarısı
Memorial Ataşehir Hastanesi Nöroşirürji Bölümü'nden Prof. Dr. Murat İmer, hava sıcaklıklarının gün geçtikçe yükseldiğine dikkati çekerek, özellikle belirli bir yaştan sonra, tansiyon hastalarında görülen beyin kanamalarının sıcak havalarda daha da artış gösterdiğini belirtti.
Tansiyonun ani ve denetimsiz yükselmesinin beyin kanamasına neden olabildiğini kaydeden İmer, beyin kanamasına doğumsal damar değişiklikleri, pıhtılaşma bozuklukları, pıhtılaşmayı engelleyici ilaç kullanımı, bazı karaciğer hastalıkları, yüksek dozda alkol kullanımı gibi nedenlerin de yol açtığını hatırlattı.
İmer, ''Yüksek tansiyon hastaları, son derece ölümcül olan beyin kanaması riskine özellikle sıcak havalarda tansiyonu yükseltecek her türlü nedenden kaçınmalıdırlar'' görüşüne yer verdi. Tansiyonun düzenli ilaç kullanımı ve sık kontrollerle kontrol altında tutulması sonucu son yıllarda beyin dokusu içine olan kanamaların sıklığında ciddi bir düşüş sağlandığına işaret eden İmer, özellikle yüksek tansiyon hastalarına şu uyarılarda bulundu:
''Sıcak havaların tansiyon hastalarında beyin kanaması riskini artırdığı bilinmektedir. Bu nedenle özellikle yüksek tansiyonlu hastalar güneş altında uzun süre kalmamaya özen göstermeli, güneşin direk etkilerinden kendilerini korumak için baş bölgelerini koruyacak şapka ile dolaşmalıdırlar. Saat 10.00-14.00 arasında güneş altında kalmamalı, aç kalmamaya dikkat edip sağlıklı ve düzenli beslenmeye özen göstermeli, gün içerisinde artan su ihtiyacını gidermeli, aşırı şiddetli baş ağrısı durumunda dikkatli olmalıdırlar. Tansiyon hastaları ilaçlarını düzenli olarak almalı, tansiyon kontrollerini daha sık yapmalıdırlar.''
Havuzlar Hasta Ediyor
Yaz aylarında görülen üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle lejyoner hastalığı olarak nitelendiriliyor.
Hastalığın klimalar, soğutma sistemleri ve havuzlardan bulaştığını ifade eden Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Op. Dr. Kemal Demir, "Bu hastalığı yapan mikroorganizma; bakımı iyi yapılmayan; klimalar, soğutma-havalandırma sistemleri, havuzlar ve suyun göllendiği tesisat sistemlerinde çoğalma imkanı bulur. Bu cihazların içinden geçen suların, havada uçuşan zerreciklerinin solunması veya istem dışı nefes yollarına kaçması ile bulaşır" dedi.
Lajyonerin gribe benzediğini ifade eden Demir, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı: "Ateş, halsizlik, kas ağrıları; daha sonraki süreçte de öksürük, balgam çıkarma, derin nefes alma isteği gibi belirtilerle ortaya çıkar. Grip ile benzer belirtiler gösterir. Ancak insandan insana bulaşmaz."
Hastalıktan korunmak için klimalar ve soğutma-havalandırma sistemlerinin genel bakımının, temizliğinin ve periyodik filtre değişikliklerinin zamanında yapılması gerektiğini vurgulayan Demir, havuzların da bakımına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Demir, gribe benzemesine rağmen lajyoner hastalığında grip ve soğuk algınlığında kullanılan ilaçların doktor önerisiyle alınması gerektiğini belirtti.
BİLİNÇSİZ KLİMA KULLANIMI HASTA EDER
Yaz aylarında bilinçsiz klima kullanımının hasta edeceğine işaret eden Op. Dr. Demir, şu tavsiyelerde bulundu:
"Klima sık sık açılıp kapatılmamalı. Hafif ama kesintisiz birkaç saat çalıştırılmalı. Sıcaklık ayarı çok düşürülmemeli. İdeal serinliği elde edecek şekilde derece ayarı yapılıp çok değiştirilmemeli. Klimaların bakımı düzenli yapılmalı. Filtreler zamanında yenilenmeli."
Özellikle uyunacak odaların klima yerine pencere yoluyla havalandırılmasını öneren Demir, çok sıcak gecelerde zorunlu kalınırsa klimanın 22-23 derece civarında sıcaklığa ayarlanması gerektiğini açıkladı. Soğuk hava çıkış hızının (üfleme) en düşük şiddette olmasını öneren Demir, "Soğuk hava çıkış yönü odanın tavanına dönük olmalı. Sabit kalmalı. Uyuyan kişilerin üzerine direkt yönlenmemeli. Hem pencere hem klima açık olmamalı. Gece üşüme hissiyle uyanılırsa klima kapatılmamalı, sıcaklık ayarı 3-5 derece artırılmalı" şeklinde konuştu.
Sıcak, Tahammül Gücünü Zayıflatıyor
Ersoy, ''Özellikle yaşlılar, çocuklar ve hamileler sıcaktan çok etkileniyor. Kalp hastalıkları, sıcak çarpmaları artıyor. Sıcakla birlikte insanların tahammülü gücü azalıyor ve kavgalar yaralanmalar, darplar artıyor'' dedi.
Sıcak havanın olumsuz etkileri konusunda çocuklar, hamileler ve yaşlıların yüksek risk grubunda bulunduğunu, ancak çeşitli meslek gruplarında bulunanların da sıcak havadan etkilenme riskine karşı önlem alması gerektiğini belirten Ersoy, şöyle konuştu:
''Tatil sezonu başladı ve havalar son derece sıcak seyrediyor. Geçen haftalar biraz serin olmasına rağmen, sıcaklıklar birden arttı. Ağustos ayında görülen sıcaklık değerlerine vaktinden önce ulaşıldı. Sıcak çarpmasına dikkat edilmeli. Sıcak çarpmasına karşı en ucuz ve etkili yöntem, tedbir almaktır. 11.00 ile 17.00 saatleri arasında çok mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamak gerekiyor. Dışarı çıkılması gereken hallerde, açık renkli, ince giysiler giyerek, şapka ve şemsiye kullanılmalı, güneş gözlüğü takılmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kreminden yararlanılmalı. Eğer doktorunuz aksini söylemediyse 2 litrenin üzerinde sıvı tüketmelisiniz. Alkol kullanımı, mümkün olduğunca akşam saatlerinde olmalı ve az miktarlarla kısıtlanmalı. Kızartma ve baharatlı yemeklerden uzak durulmalı. Kalp, tansiyon ve böbrek hastalığınız yoksa, kortizonlu ilaç kullanmıyorsanız, doktorunuz tarafından yasaklanmadıysa, aldığınız tuzu biraz artırabilirsiniz. Terle birlikte tuz da kaybettiğimiz için halsizlik, yorgunluk, bitkinlik yapabilir.''
GÜNEŞ ÇARPMASI HALİNDE YAPILMASI GEREKENLER
Doç. Dr. Ersoy, güneş çarpan kişilere yapılacak en önemli yardımın, süratle 112 Acil Servis ekibine haber verilerek, sistemin harekete geçmesini sağlamak olduğunu söyledi.
Acil durumların her an gerçekleşebileceği ihtimaline karşı bireylerin ilkyardım eğitimi almasının faydalı olacağını söyleyen Ersoy, şunları kaydetti:
''İlkyardım eğitimi bulunmayan kişilerin yapılabileceği en iyi şey, sağlık ekiplerine haber vermek olacaktır. Doktorlar gelene kadar, hasta, usulüne uygun olarak serin bir yere taşınmalı, üzerine ıslak çarşaf örtüldükten sonra el bileği, kasıklar, koltuk altı gibi damarların yüzeye yakın geçtiği bölgelere havluya sarılı buz torbaları konulmalı, vücut sıcaklığının düşmesi sağlanmalıdır. Eğer şuuru açıksa, vücut sıcaklığını düşürmek amacıyla hastanın soğuk içecekler tüketmesine yardımcı olunmalıdır.''
Ersoy, sıcak havalarda çocukların kesinlikle otomobilin içinde yalnız bırakılmaması gerektiğini, araç içi sıcaklığın yüksek oluşunun, çocuğun hayatını tehlikeye düşüreceğini sözlerine ekledi.
Lens İle Havuza Girmeyin
Yaz aylarında güneş ışınlarının kuvvetlenmesiyle birlikte en hassas organlarımızdan gözümüzü korumanın büyük ödem taşıdığını söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Doktor Ali Karataş, mutlaka gözlük kullanılmasını tavsiye etti.
Artan güneş ışınlarından gözü korumak gerektiğini söyleyen Karataş, "Gözün önüne herhangi bir cam dahi koysanız, gözü kısa dalga boylu zararlı ışınlardan korur. Koruma derecesi camın kalitesine göre artar. Daha iyi camlar görme kalitesini artırır. Daha düşük kaliteli gözlükler ise göz sağlığını olumsuz etkilemez, sadece görme kalitesini düşürebilir" dedi. Dr. Ali Karataş özellikle numaralı gözlük ya da kontakt lens kullanmayan kişilerin güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmemesi gerektiğini söyledi.
LENSLE HAVUZA, DENİZE GİRMEYİN
Yaz aylarında kontakt lens kullanan kişilerin de dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Doruk Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Karataş, kontakt lenslerle havuza veya denize girmenin doğru olmadığını söyledi. Kontakt lensin gözde iken mikrop kapması durumunda fark edilmeden enfeksiyonun ilerleyebileceğini ifade eden Karataş, "Günlük lenslerle havuza veya denize girdikten sonra çıkarılacağı için mikrop kapma olasılığı azalır" dedi.
ÇOCUKLARA ŞAPKA GİYDİRİN
Gözlerde alerji sorunlarının da mevsimlerin değişmesi ile arttığını belirten Karataş, polenler nedeniyle göz alerjilerinin ilkbahar ve yaz aylarında daha sık görüldüğüne dikkat çekerken, bu mevsimlerde göz doktorunun reçete ettiği uygun göz damlaları kullanabileceğimizi belirtti. Karataş, küçük yaşlardaki çocuklarda gözlük kullanımı zor ise şapka takmanın da faydalı olabileceğini söyledi.
Çocukları Yaz Hastalıklarından Koruyun
D vitamininin çocuk gelişimi açısından önemli olduğunu hatırlatan ve D vitamini sentezi için direkt güneş ışığına ihtiyaç olduğunu belirten Dr. Sarıbeyoğlu, "Ciltte D vitamini sentezine yarayacak dalga boyundaki ışınlar camdan geçemediği için direkt güneş ışığı ile temas önemli. Ancak güneşin çok dik gelmediği saatlerde çocukların kol ve bacaklarının 20 dakika güneşe maruz kalması yeterli ışın almalarını sağlayabiliyor" dedi.
Dr. Ebru Tuğrul Sarıbeyoğlu, çocuklarda yazın sık karşılaşılan rahatsızlıklar ve tedavileri hakkında bilgi verdi ve merak edilen soruları şöyle yanıtladı:
SICAK ÇARPARSA BOL SIVI
"Sıcak çarpması uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmakla oluşuyor. Bu nedenle bebek ve çocukların doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmaması gerekiyor. Aileler genellikle kemik gelişimlerine katkısı olması için uzun süre deniz ve havuz kenarında çocukların oynamasına, şiddetli güneş ışığının altında kalmasına izin veriyor. Oysa güneş koruyucu bile kullanılsa bebeklerin, çocukların uzun süre, şiddetli güneş ışığına maruz kalmaları sıcak çarpmasına neden olabiliyor. Çocukların özellikle deniz kenarında başlarında şapka ve üzerlerinde açık renkli giysilerle gölgede kalmaları önem taşıyor. Çocuklar gölgede bile olsalar yansıyan ışınlar nedeni ile hem güneş yanığı hem de sıcak çarpması riski altında oluyorlar.
GÜNEŞ ÇARPMASININ BELİRTİLERİ NELER?
Güneşe uzun süre maruz kalınması sonucu vücudun ısı dengesi bozulacağı için başlıca şu belirtiler ortaya çıkıyor:
• Şiddetli baş ağrısı,
• Bulantı,
• Kusma,
• Yüksek ateş,
• Şuur bulanıklığı, uykuya eğilim,
BUNLARI YAPIN
• Öncelikle çocuk serin bir yere götürülmeli,
• Vücudu sıkan giysiler çıkarılmalı,
• Başa, kasıklara ve koltuk altına soğuk kompres yapılmalı,
• Eğer bilinci yerindeyse, şiddetli kusma yoksa kaybedilen sıvı ve tuzu yerine koymak için bol sıvı (ayran, su, meyve suyu) verilmeli; seçilecek besinler sıvı şeklinde olmalı,
BUNLARI YAPMAYIN
• Çocuğun bilinci yerinde değilse veya şiddetli kusma varsa içecek verilmeyin,
• Alkol koklatmayın,
• Gazlı içecekler vermeyin,
• Katı gıdalar yemesi için ısrar etmeyin,
NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?
• Çocuğun bilinci yerinde değilse,
• Çok kusma varsa,
• Ateş düşürülemiyorsa,
• Ağızdan sıvı alımı mümkün olmuyorsa mutlaka doktora başvurmak gereklidir.
Sıcaktan Soğuğa Ani Geçiş Yapmayın
Yazın insan vücudu sıcak havayla bağlantılı ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarından kendini terleyerek korumaya çalışır, fakat bazı durumlarda bu terleme refleksi yeterli gelmez ve sağlık sorunları ortaya çıkar. Sıcağa bağlı sağlık sorunlarının temel nedeni vücudun aşırı sıvı ve mineral kaybına uğramasıdır. Aşırı sıvı kaybından dolayı susuz kalan vücutta; baş ağrısı, halsizlik, ağız kuruluğu, baş dönmesi, dengesizlik ve mide bulantısı olabilir. Daha ileri aşamalarda kan basıncı düşmesi, yüksek ateş, baygınlık ve bilinç kaybı ile şok durumu oluşabilir. Sıcaktan korunmaktan için kullanılan klimalar en hızlı ve etkili yöntemlerden biridir ancak bilinçli kullanılması son derece önemlidir.
SICAK ORTAMDAN SOĞUK ORTAMA GEÇERKEN DİKKAT!
Sıcakların iyice kendini hissettirdiği bu günlerde klima ile serinlemek isteyenleri uyaran Dr. Hişam Alahdab “Aşırı sıcak ortamdan hızlı bir şekilde soğuk ortama geçmek bazı hastalıkların riskini ciddi anlamda arttırıyor. Bu hastalıklar arasında klimalar ve soğutma sistemlerinde küf mantarların, bakterilerin ve tozların birikmesine bağlı nefes darlığı, astım, alerjik nezle ve alerjik zatürree sayılabilir. Alerjik hastalıklar dışında, bazı viral ve bakteriyel hastalıkların özellikle bakımı yapılmayan veya eskiyen klimalar ve merkezi soğutma sistemlerinden bulaşabildiği biliniyor. Bununla birlikte uygun olmayan havanın solunması sonucu ateş, baş ve kas ağrıları ve halsizlik gibi gribal enfeksiyonel hastalıklara da yakalanma ihtimali artıyor” dedi
KLİMA BAKIMINI İHMAL ETMEYİN
Klima kullanırken birkaç önemli noktaya dikkat edildiği takdirde hastalık riskinin azalacağını belirten Dr. Alahdab “Klimanın ayarını aniden en soğuk konuma getirmek yerine derecenin belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş düşürülmesiyle vücudun ısı değişikliğine adaptasyonu daha kolay olur. Örneğin dışarıda sıcaklık 35 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklık, aralıklarla 5`er derece düşürülmeli ve son olarak 25 derecede sabitlenmelidir. Buna ek olarak klimanın düzenli olarak bakımı ve temizliği yaptırılmalı, doğru kullanım konusunda hassas olunmalıdır” diye konuştu.
Anne Adayının Yaptırması Gereken Testler
Gebelik takibinde uygulanan testler; gebelik öncesi ve gebelik dönemindeki testler olarak iki grupta toplanabilir.
Gebe Kalmadan Önce Yapılması İstenen Testler Nelerdir? (Gebelik öncesi testler)
Annenin ve babanın kan grupları bilinmelidir. (Anne Rh-, Baba Rh+ ise Rh uygunsuzluğu
Enfeksiyon tarama testleri.
TORCHS ( TOxoplasma, Rubella, Cytomegalovirus, Herpes, Sifilis)
Bu enfeksiyonlar gebelik sırasında geçirilirse bebekte anomaliler meydana getirebilir.
Gebelik Döneminde Yapılması İstenen Testler Nelerdir?
1- Tansiyon gebenin her takibinde ölçülmeli. Elde ve ayakta ödem varlığı muayene edilmelidir.
2- Kilo takibi (Sabah evde aç karnına)
3- Karın büyümesinin değerlendirilmesi
4- Gebelik tespiti testleri:
İdrarda ve kanda HCG hormonunun tespiti ile yapılır. Kanda; adet gecikmesini beklemeye gerek kalmadan sonuç alınır.İdrarda; gecikmeden 3 ile 10 gün arasında sonuç alınır.
5- Kan ve İdrar tetkikleri:
Kan tetkiki ile kansızlık ve kanla ilgili diğer konular, idrar tetkiki ile idrar yolları iltihabı ve diğer konular tespit edilir.
6- Ultrason ile gebelik takibi:
Gebelik haftasının ve son adet tarihini (SAT) hatırlamayan annelerde erken ultrason ölçümü ile SAT belirlenebilir. Anne karnındaki çocukta anomali tespiti, toplumda zeka geriliğiyle bilinen Down Sendromu’nun tespitine yardımcı olarak kullanılabilir. Özellikle beyin ve omur gelişim bozuklukları, çocuğun gelişim bozuklukları (Ölçümlerle gebelik haftasının uyumu) tespit edilebilir.
7- Kan uyuşmazlığı testi
8- İkili Test:
11. ve 14. haftalar arasında yapılır. Ultrasonla bebeğin ense pilisi kalınlığı belirlenir. Kanda da iki ayrı madde ölçümü ile Down Sendromu riski belirlenir.
9- Gebelik Şekeri Taraması:
24. ile 28. haftalar arasında şeker yükleme testi (50 - 100gr olarak → OGTT)
10- Karaciğer, böbrek, tiroit fonksiyonlarını gösteren testler kan alınarak yapılır. Böylece düzenli çalışıp çalışmadıkları kontrol edilir.
11- Doppler Ultrasonografi:
20. ile 24. haftalar arasında yapılır.
12- Üçlü Test:
16. ile 18. haftalar arasında yapılır. Kanda 3 hormon test edilir. Down Sendromu, Nöral Tüp Defekti gibi anomalilerin tespitini sağlar.
TESTLERİN SAĞLADIĞI YARARLAR NELERDİR?
Anne - baba adayları bu testlerden elde edilen sonuçların yardımıyla gebelikte karşılaşabilecek sorunlardan haberdar olabilirler ve erken önlem alabilirler. Her şey yolunda ise sağlıklı bir gebelik süreci geçireceklerini ya da geçirmekte olduklarını bilmelerinin rahatlığıyla doğumu beklerler.
Kan grupları tahlili → Rh uyuşmazlığı (Kan uyuşmazlığı)
İdrar tahlili → İdrar yolu iltihabı, böbrek taşı-kum tespiti, şeker tespitiyle şeker hastalığı tayini. Protein tespiti ile Preeklampsi (Gebelikte yüksek tansiyonla, idrarda protein olması. Vücutta özellikle ellerde ve yüzde şişme [ödem] ile belirti veren önemli bir hastalık) tespit edilir.
Enfeksiyon Tarama Testleri → Bebekte anomali yapabilecek hastalıkların gebelikten önce geçirilip geçirilmediği
Ultrason ile → Dış gebelik, çocuğun gelişimi, eşin durumu, düşük tehdidi
Şeker Yükleme Testi → Gebelikte şeker hastalığı var mı? Ona göre alınabilecek önlemler
GEBELİK TAKİBİ NASIL YAPILIR?
Bir gebenin, gebelik boyunca en az 4 kez izlem yapılması gereklidir. Doğru olan gebenin ayda 1 kez izlem yapılmasıdır.
Tetanoz aşısı 16. haftadan itibaren 2 doz halinde birer ay arayla yapılması gereklidir. Tetanoz aşısına gebelikten sonra da devam edilmektedir.
Bir gebe Aile Sağlığı Merkezi’ne her gelişinde kilo, tansiyon, nabız, ateş, ödem, TİT, anemi, varis, USG takip ve tetkikleri yapılır. Gebenin varsa gebelikle ilgili şikayetleri dinlenir.
12. haftadan sonra Dopplerle ÇKS dinlenimi ve karın büyümesi takip edilir. Yine 12. haftadan sonra hemogram sonucuna göre kan ilacı kullanılması istenir. Aile Sağlığı Merkezleri ücretsiz olarak gebelere Santafer Fort tablet dağıtımı yapar.
Kanser Karşısında Erkekler Daha Vefasız
Çağın hastalığı olarak isimlendirilen kanser, insan yaşamı gibi evlilikleri de ciddi risk altına sokuyor.
İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, Amerikalı bilim adamları, 2001-2006 yılları arasındaki 5 yıllık zaman diliminde gözetim altında tutulan 515 beyin tümörlü hastanın boşanma oranlarını inceledi.
Çiftlerden birinin kansere yakalanması durumunda boşanma ya da ayrılıkla sonuçlanan evlilik oranının yaklaşık yüzde 12 olduğunu kaydeden bilim adamları, özellikle kadınların hastalanmasının evliliğin geleceği açısından çok daha ciddi bir risk unsuru olduğunu gözlemledi.
Evli çiftlerde erkeklerin kansere yakalanması halinde boşanma oranının sadece yüzde 3 olduğunu belirleyen araştırmacılar, kadının hastalanması durumunda ise bu oranın 7 kat artarak yüzde 21'e yükseldiğini tespit etti.
Genç çiftlerin bu zorlu durumun üstesinden gelirken birlikteliklerini koruyabilme oranının, uzun zamandır evli olan, daha olgun çiftlere nazaran çok daha az olduğunu vurgulayan bilim adamları, ayrılığın hastayı ve tedavi sürecini olumsuz etkilediğine dikkati çekti.
Uzmanlar, bu tür bir durumla karşı karşıya kalan çiftlere psikolojik destek almalarını ve birbirleriyle korkuları, beklentileri ve gereksinimleri konularında konuşmalarını önerdi.
Bilgisayarlar, Çocuklar İçin Büyük Tehlike
Yaz tatilinde zamanını dışarıda koşup oynayarak geçiren çocukların, bilgisayar başında oturan yaşıtlarına kıyasla daha güçlü kemiklere sahip, daha uzun ve daha sağlıklı oldukları belirlendi.
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Burcu Sönmez, aileleri çocuklarının yaz aylarında özgürce koşup oynamaları konusunda uyarıyor.
Dr. Sönmez, "Çocukların bilgisayar karşısında kiloları artar. Oysa zıplayıp koşarak oyun oynarlarsa kemik yapımları güçlenir. İskeletin yapıtaşı kemiklerdir. Kemiklerin de yaşayan diğer dokular gibi, yapım- yıkım döngüleri vardır: kemik bir yandan üretilirken, bir yandan da yıkılır. Çocukluk döneminde büyüme devam ettiğinden kemik yapımı, yıkım hızından fazladır.
Bu süreçte, kemiğin uyarılması sağlandığında büyüme destekleneceği gibi, kemiğin hiç uyarılmaması durumunda da büyüme daha yavaş seyreder" dedi.
Dr. Sönmez, yaz mevsiminde çocukların güneşten mümkün olduğunca yararlanmaları tavsiyesinde bulunarak, şunları söyledi:
"Güneş, tene değdiğinde D vitaminini aktive eder. D vitamini de böbrek ve bağırsaklardan kalsiyum emilini uyarır. Uyku sırasında salınan büyüme hormonu da devreye girince çocuklarımızda beklediğimiz "büyüme" en güzel şekli ile meydana gelir. Çocuklarımıza "Yemek, güneş, uyku" sloganı bu bilgilerle anlatılmalı, hatırlatılmalı ve bu sloganla birlikte onların bol bol oyun oynamaları ve hareket etmeleri teşvik edilmelidir. Tabii bu arada öğlen güneşinden sakınılması ve mutlaka uygun koruyucu kremler kullanılması gerektiği de unutulmamalı."
DNA Yapısı Kanserde Etkili
Amerikan Tıp Derneği'nin dergisinde yayımlanan, Avusturya'daki Innsbruck Üniversitesi'nden Peter Willeit ve ekibinin yaptığı araştırma, kromozomların uç kısmında bulunan telomerlerin kısa olmasının kanser riskiyle bağlantılı olabileceğini gösterdi.
Bilim insanlarının 10 yıl süren araştırmasına 787 kişi katıldı. Akyuvarlardaki telomerlerin uzunluğunu ölçen bilim adamları, araştırma devam ederken katılımcılardan 92'sinin (yüzde 11,7) kansere yakalandığını, bu hastalardan 44'ünün öldüğünü gördü.
Hastalardan telomerleri uzun olanlarda kansere yakalanma sıklığının az, kısa olanlarda fazla olduğu belirlendi. Ayrıca, kısa telomerlere sahip olanların kanserden ölme riskinin de uzun telomerlere sahip olanlardan 11 kat fazla olduğu görüldü. Araştırmacılar, telomerlerin kısalığının kromozomlardaki değişkenliğe bağlı olabileceğini, bu durumun da kanser riskini artırabileceğini belirtti.
Konuya ilişkin makale Fransız "Le Point" dergisinde de yayımlandı.
Danimarkalı bilim adamları daha önce telomerlerin uzunluğu veya kısalığına göre insanların ömrünün değiştiğini öne sürmüştü. Kromozomların uç kısmında bulunan telomer bölgeleri, her hücre bölünmesinde biraz daha kısalıyor ve belirli bir sayıda bölünme sonunda telomer uzunluğu kritik bir noktaya ulaşarak, hücrenin ''artık bölünmemesi gerektiği'' anlamında bir sinyal oluşturuyor.
Telomerlerin her yıl ortalama 21 nükleotid kısaldığı tahmin ediliyor.
Sabah kahvaltısı obeziteyi önler-YASEMİN AMATO
* Sabah kahvaltısı uzun vadeli sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü hedefinin en önemli anahtarıdır.
* Sabah iştahsızlığı ise üzerinde durulması gereken bir sağlık sorunudur, çünkü birçok hastalığın ilk habercisi olabilir. Ergenler ve gençler için de durum farklı değildir. Gençlerin yüzde 58'i sabah uyandıklarında aç olmadıklarını söyler ve kahvaltı etmek istemezler. Sonra da abur cubur yemeye başlarlar. Bu arada yenilenler çoğunlukla dışarıda satılan hazır kek, pasta, çörek, börek, bisküvi gibi yararı olmayan, zararı ise bol yiyeceklerdir. Zaten sabah yemeyenlerin genellikle öğleden sonra iştahları açılır ve yatıncaya kadar atıştırmaya devam ederler. Özellikle işadamları en ağır yemekleri akşamları yerler ve sabah yataktan kalkınca kesinlikle iştahları olmaz. Ve devamlı surette kilo alırlar.
* Eğer siz de böyle bir eğilim içindeyseniz alışkanlığınızı değiştirin ve nasıl kilo vermeye başlayacağınızı görün. En azından kilo alımını durdurabilirsiniz. Kolay olmadığını biliyorum ama yapılabilir. Hafif şeylerle başlayın; yoğurt, meyve, meyve suyu, süt ve müsli veya bir sandviç ya da tost. Sonra yavaş yavaş sabah kahvaltısında yediklerinizi arttırın. Bu öğünü domates, bir kaşık bal, ceviz, birkaç fındık, badem ile zenginleştirin. Bütün bunların günlük kalori alımını arttıracağından korkmayın. Tam tersine, sabah yedikleriniz metabolizmayı harekete geçirir. Ve günün geri kalan bölümünde, özellikle akşamları aşırı yeme isteğini önler. Öğün atlamak, sanılanın aksine genelde kilo almamıza neden olur. Çünkü yeterince beslenemeyen metabolizma, durumu 'kıtlık' olarak algılar ve enerjiden 'tasarruf etmeye' karar verir. Organizma kendini savunmaya alır ve tüketilen her besini vücutta yağ şeklinde depolamaya başlar. Özellikle sabahları aç kaldığımızda karbonhidrat depolarımız boşalır, kan şekerimiz düşer, günün ilerleyen saatlerinde tatlı isteğimiz artar, iş verimimiz düşer ama yağlar yerli yerinde kalır! Dengeli beslenmek için yalnız yasaklar değil, en az onun kadar, mutlaka yenilmesi zorunlu olan gıdalar ve öğünler önem taşır. Metabolizmayı hızlandırmanın, yaşam kalitesini yükseltmenin ve yağları eritmenin başka bir çaresi yoktur
AĞIZ KOKUSU DOGAL TEDAVI-YASEMİN AMATO
Birisi ile konuşurken başını geri çektiğini fark ederiz veya kendimiz ağzımızı kapatma ihtiyacı hissederiz. Her ikisi de birbirinden kötüdür. İnsan rezil olur! Ağız kokusuna genel olarak ağızda artakalan ve damakla dişler arasına sıkışan yiyecek parçaları neden olur. Ağız kokusunun ardında kötü beslenme alışkanlıkları veya bazı sağlık sorunları da gizlenebilir.
TÜKÜRÜK ARINDIRIR
Tükürüğün arındırıcı bir özelliği vardır. Tükürük salgısı azalınca bakteriler çoğalır ve kokmaya başlarlar.
Örneğin;
-Sabahları ağzımız kokabilir, çünkü tükürük salgısı uykuda hemen hemen sıfırlanır.
-Karnımız acıkınca ağzımız kokar. Sakız çiğnemek tükürük salgısını arttırdığı için biraz yardımcı olur.
-Vücut susuz kalınca da ağız kokar, çünkü tükürük salgılaması azalır.
-Bazı hastalıklar, ilaçlar ve alkol de tükürüğü azaltır. Kokulu yiyecekler, sigara, çürük diş, dişeti sorunları, diş taşları, dişetlerinde plaklar oluşması, ağız ve boğazda iltihaplanmalar dışında; solunum yollarındaki sorunlar, diyabet, reflü, karaciğer ve akciğer hastalıkları da ağız kokusuna yol açan etkenlerdir. Eczaneler ve marketler ağız kokusuna karşı ürünlerle dolup taşar. Ama çoğunun içinde sert kimyasallar bulunur ve ağız kokusunu kısa bir süre için maskeleyip bastırırlar. İsterseniz aşağıdaki önerilerimi deneyin.
DİŞ MACUNU YAPIN:
Kendinize gayet sağlıklı bir diş macunu ve gargara hazırlayabilirsiniz. İhtiyacınız olan tüm malzemeler; yemek sodası ile biraz hidrojen peroksittir. Antiseptik gücünü arttırmak için birkaç damla çay ağacı yağı veya okaliptüs yağı da ekleyebilirsiniz. İşte diş macununuz hazır!
SU : Ağzınızın kurumasına izin vermeyin. Tükürük vücudun doğal deterjanı gibidir. Onun daima bol bol salgılanmasına yardımcı olun. Tükürüğünüz arttıkça bakteriler azalır. Bunun yolu da su içmekten geçer.
Çay ve maydanoz ağız kokusunu önler
MAYDANOZ:
Ağız kokusundan şikâyetçiyseniz daha az et ve daha az yağ tüketin. Beslenmede meyve ve sebzelere ağırlık verin. Her gün taze mayalanmış yoğurt yiyin. Maydanozun her zerresi şifalıdır. İçindeki klorofilden ötürü ağız kokusuna karşı da son derece etkilidir.
ÇAY KEYFİ:
Siyah çayın içinde ağız kokusuna yol açan bakterileri etkisiz hale getiren önemli bileşikler bulunur. Yemeklerden sonra içerseniz gayet iyi gelir. Bazen de yeşil çay veya nane çayı ile değişiklik yapabilirsiniz.
GUT HASTALIĞI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ-Dilara KOÇAK
GUT HASTALIĞI İÇİN "SADECE ETi KISMAK" YETMEZ.
54 yaşındayım, gut hastasıyım. Doktorum ilaç kullanmadan önce perhiz yapmamı önerdi. Proteinli besinleri ve eti azalttım, biraz da fazla kilom var. Haftada 3 - 4 gün 45 dakika yürüyorum, bol su içiyorum. Haftada 3 - 4 kadeh rakı içerdim ama tamamen bıraktım. Tatlı genelde sevmem, ama tam olarak neler yemem gerektiği konusunda emin değilim. Bilgilendirirseniz müteşekkir olurum. Ahmet S. - Kütahya
Gut daha çok 40 yaş üstündeki - genellikle - şişman erkeklerde, alkol ve protein tüketimi fazla olan bireylerde görülür. Gut vücudumuzdaki ürik asit fazlalığından oluşur. Hastalığın gelişmesinde kırmızı et ve hayvansal proteinin aşırı tüketiminin etkisi var, ama tedavide bazı bitkisel kaynaklı besinler de sınırlanmak zorunda. Bol su içmeye lütfen devam edin, ürat kristallerini atmak için önemli, yürüyüş ve kilo verme de tedaviye olumlu etki yapar.
SINIRLI TÜKETİN
(Aşağıda önerilen besinlerden her gün SADECE BİRİ tüketilmelidir. Liste dışında kalan sebzeler rahatça tüketilebilir.)
(Günde sadece 1 seçim)
Yağsız dana eti, tavuk
veya hindi, balık 2 köfte kadar
Kuru baklagiller 8 çorba kaşığı
Karnabahar, ıspanak,
pazı, brokoli, brüksel
lahanası, semizotu 8 çorba kaşığı
Bezelye, kuşkonmaz veya
veya mantar 4 çorba kaşığı
Bulgur 8 çorba kaşığı
YEMEYİN!
-Tam yağlı süt, yağlı et suları ve bunlarla yapılmış yemekler (az yağlı / yağsız tüketilebilir)
-Sakatatlar (karaciğer, böbrek, dalak, işkembe, dil, beyin, kokoreç)
-Sucuk, pastırma, sosis, salam
-Alkollü içecekler
-Havyar, midye, kalamar, istakoz, ançuez, sardalya
-Leblebi, kuruyemişler
-Tam yağlı peynirler (az yağlı / yağsız tüketilebilir.)
-Yağda kızartılmış, kavrulmuş, sos eklenmiş yemekler
-Kepekli, çavdarlı, yulaflı ekmekler, krakerler (beyaz ekmek ve mısır ekmeği yenebilir.)
-Hamur işi, börek, çörek, pasta, kurabiye, kek (yağsız sütten tatlı veya meyveli tatlı tercih edilebilir.)
-Kaymak, krema, mayonez
-Hayvansal yağlar (tereyağı, kuyruk yağ)
-Av etleri (Kaz, ördek, keklik, bıldırcın, tavşan)



Uzm.Diyetisyen Dilara KOÇAK (Dilarakocak.com.tr)
ÇİKOLATA KİSTİ İÇİN AMELİYAT-Derin KÖSEBAY
Soru : Sol yumurtalığımda 2 adet, boyutları 2-3 santim arasında olan çikolata kisti bulunuyor. Tedavi olarak doğum kontrol hapı önerildi. Ancak ben yaptığım birtakım araştırmalarda bu kistin yumurtalığa zarar verdiğini, ileride gebe kalmamda problemler çıkabileceğini öğrendim. Şimdi çok tedirginim. Bu durumda yumurtalığıma zarar vermeden başka bir tedavi yöntemi mümkün müdür?
Çikolata kistleri (Endometrioma) ilaç tedavisi ile geçirilemez. Önce endometrioma tanısının doğru olup olmadığı değerlendirilmeli. Bir, iki ayda gerilemeyen, görüntüsü de endometriomaya uyan kistler bence ameliyat edilmeli. Karın içindeki muayenede görülemeyen endometriozis odakları çıkarılmalı ve ameliyat sonrası dönemde hormon tedavisine başlanmalıdır.
Parmak Uzunluğu Sosyal Davranışı Etkiliyor
Hormonlar androjen olarak adlandırılan erkeksi güçleri, saldırganlık ve güç gibi, geliştirebilmektedir.
Testesteron gibi androjenlerin yüksek düzeyleri ikinci parmağa göre dördüncü parmağın uzunluğunu daha çok artırır.
Hormonlara maruz kalma düzeyine göre parmak uzunlukları değişkendir. İkinci parmağın dördüncüden uzun olması, rekabetçilik özelliği gelişmiş demektir.
Aynı zamanda, işaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazladır.
Başka bir araştırmaya göre ise, yüzük parmağı, işaret parmağından uzun olan kadınların, diğer kadınlara oranla spora daha yatkın olduğu kanıtlanmıştır.
Yüzük parmağı, işaret parmaklarından uzun olanların, koşuya daha yatkın ve koşu gerektiren sporlarda daha başarılı olduğu da kaydedildi.
Erkeklerde parmak uzunluğu, idrak kabiliyeti ve sperm sayısına ölçü olarak gösteriliyor. yüzük parmağı işaret parmağına göre ne kadar kısaysa, kişinin fevri olması, şiddete eğilim göstermesi ihtimali o kadar artıyor.
Kadınlar için, işaret parmağının uzun olmasının doğurganlık oranını gösterdiğini düşünülüyor.
Ruh Sağlığı ve Anksiyete Hakkında 3 Genel Bilgi
Genel ruh sağlığımız tüm hayatımızı etkiler. Kendimizi kötü hissetmemiz yaşamımızdaki olayları kısıtlar. Ruh durumumuzu kontrol altına almak, ruhumuza iyi bakmak bizim elimizdedir.
İki temel faktör herkesin ruh sağlığında etkilidir. Kalıtım ve çevre. Şizofreni, manik depresif ruh hali gibi ruhsal rahatsızlıklar kalıtsaldır.
Sağlıklı bir zihin ve sağlıklı bir beden kişide bir bütündür. Kişinin kendine olan saygı ve sevgisi ilk kuraldır. Kendine vakit ayırmak, özen göstermek, örneğin, dişleri fırçalamak, sinemaya gitmek, çok istediğimiz bir konsere bilet almak, banyo yapmak, bakım yapmak kendimize zaman ayırmak çok önemlidir.
Değerli olduğumuzu kendimize hissettirmemiz çok önemlidir. Bebeklik ve çocuklukta bu dönem başlar. İyi eğitimli bir çocuk ve mutlu aileye sahip bir çocuk hep böyle hisseder.
Disiplini elden bırakmadan huzurlu ve iyi eğitim çocuklukta başlar ve böyle devam eder. Kronik baş ağrısı, ülser gibi hastalıklar ruhsal sıkıntılardan ileri gelir.
Ruhsal ve zihinsel gerçekleri kabul etmemiz gerekir. Kendimiz, yapımız, kişilik ve huylarımız nasılsa öyleyizdir.
Değiştirmemeye çalışmalı, ileri derecede ruhsal sıkıntılarımız varsa tıbbi yardım almalıyız. Modern psikoterapi yöntemleri ile rahatlamaya çalışırız. Bunu desteklemek için temiz havada doğa sporları yapabiliriz.
Rüya analizi ve hipnoz yöntemi en son tıbbi tekniklerden biridir. Kendimizi her halükarda sevmeli ve düşünmeliyiz. Böylece hiçbir ruhsal sorun karşısında çaresiz kalmayız.
Çocuğunuzun Kişisel Gelişimine Katkıda Bulunun
Birey olarak kabul edin
İyi anne baba olmanın ilk koşulu, çocuğunuzu doğduğu andan itibaren bir birey olarak kabul etmektir. Dolayısıyla sizin, onun üzerindeki isteklerinizden ziyade, onun ne istediğine önem vermek gerekiyor. Çoğu anne baba demez mi, “Benim yapamadıklarımı çocuğum yapsın istiyorum”…
Bağımlılık ilişkisi yaratmayın
İyi anne baba, çocuğunun kişilik gelişimine katkıda bulunan, kendine güven duymasını sağlar. Çoğu zaman karıştırılır; fakat anne babaya bağlanma ayrı, bağımlılık ayrıdır. Aslolan birincisidir. Çocuğun yeteneklerini keşfetmek ve kendisinin keşfetmesine izin vermek, onu baskı altına almamakla olur. Çocuk her hareketi kontrol altında tutularak değil; koşarak, zıplayarak, oynayarak büyümeli.
Kafanızdaki şablona oturtmaya çalışmayın
İyi ebeveyn, çocuğunu seçim yapmaya yönlendiren anne babadır. Çocuğu kafanızdaki şablona oturtmaya çalışmak, yapabileceğiniz en büyük hatadır. O sizden başka bir canlı, başka bir birey. Özellikle ergenlik döneminde ailenin beklentisi ile çocuğun istekleri çatışacağından, ortaya başedilmez sorunlar çıkabilir. Bu noktada çatışmak ve beklentilerinizi dayatmak yerine, anlamaya yönelik bir sohbet ortamı yaratarak iletişim kurmanız önemlidir.
Güven duygusu aşılayın
Kendine güvenen bir çocuk yetiştirmenin yolu, çocuğun başkalarına güvenmesini sağlamaktan geçer. 0-3 yaş aralığında ağlatılmayan çocukta başkalarına karşı güven duygusu gelişir. Kendine güven için çocuğun kendi cinselliğinden hoşnut olması gerekir. Cinsel kimliğin oluşması da 4 yaşında olur. Eşlerin iyi birer sevgili olarak rol model olması, çocuğunuzun cinsel kimliğinin oluşmasına olanak yaratır.
Yarışabilmesini sağlayın
İyi anne baba, çocuğunun girişimci ruhunun gelişmesine katkıda bulunur. Bu da oyuncaklarıyla, arkadaşlarıyla, kapalı alanda ya da doğada oynaması için imkan yaratılmasıyla olur. 6-11 yaşlarında çocuğun yarışabilmesi, rekabet etmeyi öğrenmesi gerekir. Bunun için yaşıtlarının arasında bulunmasına fırsat vermelisiniz.
Eğlenme zamanları yaratın
Bir çocuk hayatı boyunca pek çok kez sınava tabi tutuluyor. Bu sınavlara önem vermeniz, başarılı olmasını sağlamanız önemli. Ancak onun için eğlenme, dinlenme, yeteneklerini geliştirme alanı da yaratmanız gerekir. Elinizdeki imkanlar ölçüsünde onun yeni alanlarla tanışmasına izin verin.
Sorgulamadan dinleyin
Çocukla iletişim kurmak, diğer yetişkinlerle iletişim kurmak gibidir aslında. Tıpkı yaşıtlarınız gibi onu da anlamaya çalışmak, duygularına ayna tutmak gerekir. Bu da soru sormak, direktif vermek, öğüt vermek, “ben çocukken böyle yapardım” şeklinde karşılaştırma yapmakla değil; çocuğun ne istediğini anlamaya çalışmakla olur.
Panik atak nedir, panik atak nedenleri, belirtisi ve panik atak tedavisi
Halk arasında panik atak olarak bilinen ve asıl adı “panik bozukluk” olan hastalığın tanımını Depresyon ve Panik Bozukluk Merkezi’nden Dr. Nihat Kaya şöyle yapıyor:
“Herhangi bir neden olmadan ortaya çıkan, özellikle kalbin hızlı çarpması, nefes alamama, boğazda tıkanıklık hissi, kontrolü yitirme ve ölüm korkularının eşlik ettiği panik nöbetleridir.”
Bu hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini söyleyen Dr. Kaya; bazı araştırmacılara göre panik bozukluğun psikolojik etkilenmeler, örselenmeler sonucu meydana geldiğini; bazı araştırmacılara göre ise durumun biyolojik temelleri olduğunu belirtiyor.
Şehir hastalığı
Panik bozukluğun en çok 30’lu yaşlarda ortaya çıktığını ifade eden Dr. Kaya, “Hastalığın çocuklukta görülme sıklığı oldukça az, 45 yaşından sonra başlaması ise olağan değil” diyor.
Son yıllarda panik bozukluğun adeta moda gibi yayılmasının nedenlerini Dr. Kaya şöyle açıklıyor:
“Özellikle büyük şehirlerde hırsızlık, trafikteki keşmekeş, hava ve çevre kirliliği, insan ilişkilerindeki yapaylık ve bencillikler, hormonlu gıdalar, teknolojik kirlenme, yüksek binalar, asansörler, köprü ve viyadükler, metro gibi taşıma vasıtaları, iş yaşamındaki rekabetler, ayakta kalma mücadeleleri, insandaki kaygı düzeyini artırıyor. Kırsal alanda panik atak daha az görülüyor.”
Panik atak belirtileri
Dr. Nihat Kaya, tipik panik atak belirtilerini şöyle sıralıyor:
* Taşikardi (kalbin normalden fazla çarpması)
* Göğüs ağrısı ve bazen sol kolda ağrı
* Titreme, terleme, sıcak-soğuk basmaları
* Baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi
* Bedende uyuşma ve karıncalanma
* Olayları, nesneleri bir sis perdesinin arkasında görme
* Kontrolünü kaybetme ya da çıldırmaktan korkma
* Bulantı ya da karın ağrısı, midede şişkinlik ve gaz
* Şiddetli ölüm korkusu
* Kendine ve çevreye yabancılaşma hissi
Kimler panik atağa daha yatkın?
* Birinci derece akrabalarında panik ya da anksiyete (kaygı) bozukluğu olanlar
* Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi insanlar (Özellikle sanat, sahne, medya ve tekstil sektöründe çalışanlar)
* Düşünce ve duygularını dışarıya yeterince yansıtamayan, içe dönük insanlar
* Alkol ya da başka maddelere yatkınlık ve bağımlılığı olanlar
* Sürekli verici davranıp, “hayır” diyemeyenler
* Sürekli baskı altında olup engellenen ya da kendi kendini baskılayanlar
* Cinselliği baskılayan, cinsel tatminsizlik yaşayan, yoğun bilinç dışı aldatma dürtüleri ve gizli homoseksüel eğilimleri olanlar
* Aşırı hırslı, sürekli başarıyla beslenen, başarısızlıklarda sürekli kendini suçlayanlar
Panik atak nasıl davranır?
* Sürekli kalbini ve nabzını dinleme
* Tansiyon aletiyle dolaşma, sürekli tansiyonunu ölçme
* Sürekli yanında birilerinin bulunmasını isteme, yalnız kalamama, sokağa çıkamama, kapalı ve kalabalık yerlere girememe, toplu taşıma araçlarına binememe
* Tatile çıkamama
* Birçok sağlık sigortasına üye olup kartları yanında taşıma
* Sık sık acil ünitelerine başvurup kalp grafikleri çektirme, check-up yaptırma
* Kuaföre, diş hekimine gidememe
* Sutyen takmaktan sıkıntı duyma
* Kriz gelir diye seksten uzaklaşma
* Cenaze arabası, ambulans, itfaiye aracı görünce ve hastanelere gidince fenalaşma hissi
* Uyanamama, uykuda panikle ölürüm diye uyumama, herkes uyurken uyanık kalıp herkes uyanıkken uyuma davranışıyla kendini garantiye alma
* Tansiyon yükselecek, kalp krizi geçirilecek veya felç kalınacak korkusuyla aşırı rejim uygulama
* Uçağa, vapura binememe
* Tek başına banyo yapamama, tuvalete gidememe, kapıda birini bekletme
* Tünellerden, köprülerden geçememe, yüksek yerlere çıkamama, kendini aşağı atma korkusu
* Issız ve şehirden uzak yerlere gidememe
* Hem giysisinin cebine kriz anında kullanılmak üzere ilaç koyma
* Panik süresince tuvalate gitme isteği
* Dini inanç varsa bunu derinleştirip ibadetlere başlama, yoksa dine yönelme
Panik atak tedavisi nasıl olur?
Bu hastalığın kesinlikle kontrol altına alınabildiğini söyleyen Dr. Nihat Kaya, tedavide ana ilaç olarak antidepresan, yardımcı olarak sakinleştirici, yatıştırıcı ve bedensel belirtileri önleyici ilaçlar kullanldığını; bunların yanı sıra bilişsel ve davranışsal terapiler uygulandığını belirtiyor.
Yakınınızda biri panik atak geçiriyorsa…
Psikolog Uğur Dalan, panik atak geçiren birine ne yapılması gerektiği konusunda şunları söylüyor:
“İlk önce gerçekten o kişinin panik atak geçirip geçirmediğinden emin olunması gerekir. Eğer kişinin panik atak geçmişi varsa ve siz de o anda panik atak geçirdiğinden eminseniz, ilk olarak onu rahat olabileceği ve etrafında onunla ilgilenen çok fazla kimsenin olmadığı bir yere götürün. Olabildiğince sakin ve serin kanlı olmalısınız. Kişi o anda çok kötü bir şey olduğunu, öleceğini düşünüyordur; siz de sanki o kişi ölecekmiş gibi panik bir şekilde hareket edersiniz kişiyi daha da kötü bir duruma sokabilirsiniz. Panik atak geçiren kişiye bunun 10 dakika ile 20 dakika arasında geçeceğini, bu yüzden herhangi bir şey olmayacağını, sakinleşmesi gerektiğini söylemek ve nefes egzersizi yapmasını sağlamak, çok yerinde ve rahatlatıcı bir davranış olacaktır.”
Hipnozun Beyin Üzerindeki Olumsuz Etkileri
Şizofreni Nasıl Teşhis Edilir Tedavileri Nasıl Olur
Düşünce dağınıklığı, zor düşünme, hafıza zorluğu, bulanık geçmiş, konsantrasyon zorluğu, umursamazlık, duygu zayıflığı, sosyal işlev eksikliği şizofreniyi meydana getirir. Mutlaka psikolog tedavisi görülmelidir.
Uzun vadede ve etkili tedavi için erken tanı çok önemlidir. Diğer beyin hastalıklarıyla belirtileri aynıdır. Örneğin majör depresyon. Şizofren bir kişi paranoyak olur, her şeyin yanlış veya ters gittiğini düşünür. Kuşku vardır. Eğer bu hastalık ailenizde de varsa, aile ağacınızı doktorunuza sunarak, işinizi kolaylaştırabilirsiniz.
Böylece, eski vakalarda nasıl tedavi görüldüğü, neyin işe yaradığı neyin yaramadığı, hastaya nelerin iyi geldiği daha kolay bulunacaktır. Erken teşhis aynı zamanda, diğer hastalıkların başlamasını önleyecek ve beyin hasarındaki ilerlemeyi durduracaktır.
Beraberinde getirdiği kişilik bozukluğu ile, hayattan sıyrılıp kendi hayal dünyasında yaşayan şizofreni hastaları, kurdukları senrayolara göre yaşarlar ve ona inanırlar. IQ testlerinin yanısıra, koku testi, kan testimanyetik rezonans görüntüleme(mrg) testleri de şizofreni hastalığı tanısı için kullanılmaktadır.
Bağlantılar
Sitede Arama Yap
|
İBRAHİM SARAÇOĞLU |
Blog Arşivi
-
▼
2010
(507)
-
▼
Temmuz
(40)
-
▼
Tem 11
(20)
- Tansiyon Hastalarına Sıcak Uyarısı
- Havuzlar Hasta Ediyor
- Sıcak, Tahammül Gücünü Zayıflatıyor
- Lens İle Havuza Girmeyin
- Güneş Kremiyle İlgili Çarpıcı Gerçek
- Cilt Kanserinde Aşı Umudu
- Çocukları Yaz Hastalıklarından Koruyun
- Tükenmişlik Sendromu
- Botoks mu Yaptırmalı, Dolgu mu
- Sıcaktan Soğuğa Ani Geçiş Yapmayın
- Depresyon Bunama Riskini Artırıyor
- Yaz Olunca Midenize Ne Oluyor?
- Anne Adayının Yaptırması Gereken Testler
- Vejetaryen Diyet Depresyona İyi Geliyor
- Kanser Karşısında Erkekler Daha Vefasız
- Şeker Stresi Azaltıyor
- Bilgisayarlar, Çocuklar İçin Büyük Tehlike
- Çocuk Egzamasında Astım Riski
- DNA Yapısı Kanserde Etkili
- 3K İle Hem Tok Kalın, Hem Kilo Verin
-
▼
Tem 11
(20)
-
▼
Temmuz
(40)
